Postmodern İntihara Metafizik Deva

Â
Sosyolojinin kurucu babalarından olan Durkheim, ‘’anomi’’ kavramıyla, postmodern neoliberal dünyanın iflah olmaz patolojisini keşfediyor. Durkheim’ın ki bir teşhis sadece, bir kehanet değil.
Anomik intihar, genellikle ekonomik altüst oluşlar ve krizler gibi istikrarsızlık dönemlerinde baş gösterir. Amerika’ da 1929 Wall Street krizinde kendini gökdelenlerden aşağı bırakan iş adamları ve finans sahiplerinin hiç de az olmayışı bu tespiti destekler niteliktedir. Kapitalizmin fikri mucidi klasik iktisatçı Adam Smith, insanı ‘’homo economicus(ekonomi insanı)’’ olarak tanımlarken bu olacaklardan haberdar mıydı çok merak ediyorum…
Yaşanılan bu intiharlar her ne kadar ‘’ ekonomik’’ patlamalarla belirse de asıl müsebbip yukarıda dolaylı olarak ifade etmeye çalıştığım, insan-toplum inşasıdır. Batının ‘’yeniden doğuş olarak’’ ilan ettiği Rönesans,’eskiden tarih hocamın ‘ kırılan bir kolun tekrar sağlığına kavuşması ‘ metaforuyla aklımda tuttuğum Reform, akabinde gelen Aydınlanma devrimleri, insanı ve toplumu yeniden yapılandırma hareketine girişirlerken kırık kolun belki de yanlış kaynamasına neden olmuşlardır. Kilisenin, artık esamesinin bile okunmaması, Egzistansiyalistlerin bir nevi- Hümanistlerin-, Tanrıyı öldürüp yerine insanı tebdil etmeleri, Fransız ihtilalin getirdiği ‘laiklik, hürriyet, eşitlik’ sistemiyle birleşince, seküler modern insan doğmuş ve birçok sorunsalı da peşinden getirmiştir.
Batı dünyasının insanlığa bu pespaye armağanı  ‘’modern insan tipolojisi’’ için, ‘‘yaşamın anlamı nedir?’’ sorusu değerini kaybetmekte, hayat ne kadar anlamsız ise o kadar hür o kadar mutlu(!) olunduğu suizan edilmektedir. Peki, bundan sonra insanları, makro anlamda toplumları güdüleyecek ahlak kurallarının içini ne dolduracaktır? Kendini tanımadan madde dünyasının hakimi olmaya çalışan insanı ‘iyi’ olmaya hangi sistem güdüleyecektir? İşte bu sorulara cevap verilememe durumunda toplum, ‘’tanrıcıkları’’üzerindeki hakimiyetini kaybedecek ‘’normsuzluk’’ kitab-ı mukaddes addedilecektir. Şuur yerini ‘’abes’’e teslim edecek her yerden sonu intihar ve isyanla biten kaotik çığlıklar yükselecektir.’’Camus ‘’ un dediği gibi ‘’maverayla göbek bağını koparmış bir dünyanın insanı ya intihar edecek ya da isyan.’’Bu durum Freud’u hiç de şaşırtmayacaktır. Çünkü intihar, insanın thanatos(ölüm) içgüdüsünün tezahürüdür. Nietzshe zaten ölüdür…

Sual: Peki abes ve şuur med-cezirindeki insanın akibeti ne olacaktır, herhangi bir ümit kapısı mevcut değil midir?
Cevap: Elbette mevcuttur. ‘’Biz insanı muhakkak sıkıntı içinde yarattık’’hakikatiyle şuurlandırılan insanın intihara ya da isyana meyletme ihtimali yoktur. Çünkü panzehir bu bilinçle damarlarına çoktan zerk edilmiştir. Teslimiyet ve tevekkül inancı, insanın bu zor anında yardımına koşacak, ona yol gösterecek, ona ‘’taşıyamadığı bir sıkıntının verilmeyeceği ‘’farkındalığını oluşturacak, böylece Nietzsche’nin naraları basitleşecek, Freud zihinlerden silinecek, Durkheim, aklına bile getiremeyeceği bu elle tutulmaz gayrı pozitivist çözümle mest olacak, intihar, bunalım ve isyan insana ‘’abes’’ gelmeye başlayacaktır.
İşte tam bu noktada , ‘’bilinçli ve inançlı’’ modern insan için  ‘’abes’’ kelimesi esas karşılığını bulmuş, şuur tekrar hakimiyetini ilan etmiş olacaktır. Her şeyin bir hikmet-i vücudu olduğu zihinlere nakşedilecektir. Abesin bile…
Â
Â
Â