Burası Türkiye!
Yazının başlığını gördüğünüzde düşüneceğiniz ilk şey ‘Türkiye’deki bir çarpıklıktan ya da bir saçmalıktan bahsedeceğim’ sui-zanı ve yanılgısı olacaktır her halde. İrdeleyeceğim şey aksine bu düşüncenin varlığı, meydana gelişi ve meydana gelişindeki sebeplerdir .Birçok ‘’şuurlu ve eleştirel’’(!) vatandaşımızın ve Türk medyasının atmaktan hiç usanmadığı tatsız bir nara : ‘’Burası Türkiye’’serzenişi… THY’nin Almanya-Türkiye seferini yapan uçağında ‘’cenazesini’’ kaybeden bir vatandaşımızın ve hatalı olduğu halde bu duruma kayıtsız kalan THY görevlilerinin durumunu izhar eden bir muhabir yorumu(!)..
Kafi derecede yapılan varlık felsefesinden sonra ‘’burasının neden Türkiye’’ olduğu üzerinde duralım.Biraz serbest çağrışım ve semiyoloji yapıldığında bu sözü söylerken ‘’ özeleştiri yapabilen şuurlu mükemmel ve mükemmil vatandaş’’ imajı arkasına sinmiş ‘ Bu davranışı ancak bir Türk yapar, ne yapalım biz böyleyiz,bizden adam olmaz, bu da ne ki; bizim daha ne saçmalıklarımız var’’ gibi bir ima, bir bet -yargı olduğunu alenen müşahade edebiliriz. ‘‘ Sahibinin sesi marka plak kompleksine’’ yakalanmış bu kişi , ve kişiler tarafından durmadan ve sıkılmadan tekrarlanan işbu cümle , aşağılık kompleksinin ve dıştan denetimli bir insan prototipinin tezahürüdür ayrıca. Bu hastalık sahiplerinde ‘’ gökten elinde sihirli değnekle inecek ve her şeyi düzeltecek bir mahluk’’ beklemek gibi hezeyanlar görülebilir. Kısacası sorunu başkasında görmekte ve çözümünü yine kendi haricinde birinden beklemektedir.’’ Şuur değneğini’’ kullanıp olaylara biraz daha ben-merkezli bakmak yerine, bir de kalkıp burasının ‘’Türkiye’’ olduğunu söyleyip lafügüzaf etmektedir. Burasının neden ‘’Türkiye’’ olduğunu, yapılan hataların, işgüzarlıkların ,hoşgörüsüzlüklerin ve daha akla gelebilecek bütün çarpıklıkların ‘’Türkiye’’ ile ya da ‘’Türk’’ olma mefhumuyla hangi sebeple identifike edildğini (özdeşleştirildiğini) kendisine sormamaktadır.( olur mu yoksa varlıktan ahlak felsefesine geçer, ne münasebet!)
(Kendilerine göre ) Öz eleştirinin doruklarına varmış bu kişilerin çözüm için yamaca inip yeniden özeleştiri yapması gereklidir. Zira bu durumun aksi bir halde kişi, durmadan suçu başkalarında bulacak, var olan kötü hal mahallinden yer değiştirerek ,kendine düşen suçluluk payından sıyrılma çabasına girişip, bir Kabil kompleksine* yakalanacaktır. Cüz’ün yani kişinin hatası kül’e yani tüm topluma atfedilip, ‘‘Burası Türkiye’’ sözü , Türk’ü yargılayan bir Türk deyimi haline getirilecektir.
Abarttığımı düşünerek ‘’ yok daha neler ya da Kabil’in Türkiye’de ne işi var! ’’ demeyin. ‘’Burası Türkiye’’!
*Tevrat’a göre kardeşi Habil’i öldürdükten sonra anayurdundan uzaklaşır. Çağdaş psikoloji Kabil kompleksi diye büyük kardeşin küçük kardeşe duyduğu kıskançlığı adlandırır. Buradaki Kabil kompleksi ise ayrı bir manadadır: İşlediği cinayeti unutmak için vaka mahallinden uzaklaşan,vicdanının sesini yadellerde unutmaya çalışan bir bedbahtın karanlık ve günahkar duyguları, suçu kendi merkezinin dışında arayan bir kimseye teşbih olunmuştur.

birçok konuda gelişmiş bir toplum ve ülke iken neden hala her türlü olumsuzluğu kendimize mal edip aşağılık duyguları içindeyiz. anlayamıyorum.