Bize ve Ötekine Dair Bir Tenkit
Tenkit meÅŸakkatli bir iÅŸtir. EÄŸer, günlük gazetelerde ve televizyonlarda hepimizin ÅŸahit olduÄŸu safsata kavilinden yapılan güzide magazin saçmalamaları aklınıza gelmiyorsa tabi.Tenkit , ülkemiz sosyo-politik düzleminde yapılmaya niyet edilirse , meÅŸakkat boyutu bir kat daha artabilir diye düşünüyorum.                                                                                                                                                                                                                         Çünkü ülkemizde ; akademisyeninden,  kahvehane köşelerinde,hayattan elini eteÄŸini çekmiÅŸ, tüm gününü boÅŸa geçiren bir vatandaşımıza kadar, istisnasız her kesim tarafından yapılan bir ÅŸeydir tenkit. Ancak bu hal, tenkidin asıl anlamının deforme olmasına ve ”yargılama” mefhumuna doÄŸru evrilmesine sebep olmaktadır.Bu sapma ,siyaset kaleydeskopundan bakıldığında; saÄŸ-sol fikir çatışmalarında, muhafazakar-laik ikileminde,CHP-AKP cedelleÅŸmesinde , doÄŸu-batı sorunsalında kendini izhar eder. Marxyen bir sınıf çatışmasının olmadığı bir toplumda hangi saÄŸ, hangi sol? Yüzyıllar boyunca birlikte yaÅŸamış bir cemiyeti bu ÅŸekilde sınıflandıran, ”ötekini”, ”biz”’den söküp çıkaran hangi aktörün, hangi teorinin, hangi inkılabın ve terakki(geliÅŸme) metodunun ürünüdür? İşte cevaplanmayı bekleyen bu sorular ,yargılamanın ötesinde, bilinçli eleÅŸtiriler yapmayı gerekli kılmaktadır. Bir solcunun, ülkenin kötü gidiÅŸatını ve terakki edemeyiÅŸini İslam ‘ın ”baÄŸnaz ve nasslarına”(dogmalarına) baÄŸlaması, bir saÄŸcının, solcu ve komünist ideolojilere ”küfür etmesi’, , ”biz”i ,”öteki”ye hamile bırakmaktadır.                                                                                                                                                                      Bu  içi boÅŸaltılmış,kısır yargılaÅŸmalar, Osmanlı’yı sadece harem, kardeÅŸ katli ve cariyelerden ibaret zanneden, milli marşını anlayamayacak kadar tarihinden , kültüründen ve lugatından izole olmuÅŸ ”bir garip ötekiyi” ortaya çıkarmaktadır.Yazılarını zevkle okuduÄŸum Dücane CündioÄŸlu,” Felsefenin Türkçesi”isimli kitabında bu baÄŸlamda, zihinlerde aksedecek, takdire layık bir anekdot sunmuÅŸtur : ”Arapça, Farsça,Osmanlıca eserler bir yana, 1935-1939 tarihleri arasında Latin harfleriyle yayımlanan Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili adlı tefsirini,bugünün orta yaÅŸlı insanları,sadeleÅŸtirildiÄŸi takdirde anlayamıyorlar.Mustafa Kemal Atatürk’ün 1927 tarihli Nutkunu aslından okuyamayan Kemalistlerle,Elmalılı Hamdi Yazır’ın 1935 tarihli Tefsirini anlayamayan İslamcılar arasında bir mahiyet farkı var mı ?”Bu acı gerçek göz önünde bulundurularak yapılan bir eleÅŸtirinin gerçek bir eleÅŸtiri olduÄŸu, ”bizi”, ”ötekileÅŸtirmediÄŸi” sizce de malumdur.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                  ‘Batı DoÄŸu’dur, ”DoÄŸu Batı”’dır deyip, tenkidin doruklarına varmış ünlü Türk mütefekkiri Cemil Meriç’in ” Bir düşünce bizimkine ne kadar benzemiyor ise, bizimkini o kadar tamamlar, en büyük dostlarımız bizim gibi düşünmeyenlerdir.” cümle-i bercestesi ile bu anlamsız çeliÅŸkiye ,manidar bir soluk kazandırmaktadır.Meriç, belki de bu sözüyle Hegel’in diyalektiÄŸini,Descartes’in”En bedihi olan ÅŸeylerden dahi, prensip itibariyle şüphe etmek ve onları dikkatle yoklamak lazımdır”sözündeki şüpheciliÄŸi yani ”yolda olmayı” ve dahi, Cevdet PaÅŸa’nın ”Barika-ı hakikat, müsademe-i efkardan doÄŸar” sözünü iÅŸaret etmektedir. Meriç ,  hasılı; tabuların, ”FildiÅŸi kulelerin”,  eleÅŸtirilemeyen ideolojize olmuÅŸÂ kiÅŸilerin ve fikirlerin yıkıldığı, gerçek eleÅŸtirinin hüküm sürdüğü muhayyel bir ”Bu ülke ” tasavvur etmektedir.
Bu ülkenin , Cemil Meriç ‘in ”Bu Ülkesi” olabilmesini, ”Nefi”’lere sahip çıkılıp, Sihamı Kaza’nın, yay’ında tutulabilmesine baÄŸlıyor, bu meyanda , ütopik Türkiyenin, gerçek bir Türkiye olacağını umut ediyorum.
Belki karşımızdakini “öteki” olarak görmeden farklı görüşlerini “bizim taraf”ı aydınlatmasında kullanabiliriz. Bunun için tenkit meÅŸakkatli olsa da gereklidir. Ama bilinçli bir tenkit…
Çatışmadan doğacak kültür zenginliğini çok güzel dile getirmişsiniz. Paylaştığınız için teşekkürler.
Ama asıl önemli “ötekinin ötekisi” olabilmek; yani kendin kalabilmek..