Ve İnsan Öldü…
Michael Jackson 25 Haziran’da öldü ancak her popüler insan gibi,yaşamındaki popülaritesini neden biraz daha arttırarak?..Münevver Karabulut cinayeti hala neden gündemde?Ölünün arkasından okunan dualar ne kadar masum?..
Ölüm denince ,tüylerin ”diken diken” olmasını, bazılarının kaçacak delik aramasını gerektiren/tetikleyen düşüncenin/güdünün kaynağını ”Ölmeden Ölebilmek” adlı yazımda belirtmeye çalışmıştım. Biraz daha farklı bir açıdan olmak üzere günümüz olaylarını da göz önüne alarak yine ölümün sosyolojik tahliline ve irdelenişine, devam etmek istiyorum.
BİR MEŞ’UM ÇİZGİ
Ölüm ,yaşamak(varlık) ile yaşamamayı(yokluk) ayıran ancak her ”ayırıcı” çizgi gibi aynı zamanda ”birleştirici”bir mefhumdur.
Son zamanların en sansasyonel ölümlerinden olan ve hala gündemde yerini koruyan Michael Jackson ve onun gibi nice ünlü şahsiyetlerin ölümü sadece kendi yakınlarını değil , global bir nitelikte birçok insanı kendinde birleştirmektedir. Ölüm tefriki(ayrılmayı) ve cem’i(birleşmeyi) topyekûn kapsayarak, kendisinin homojen bir kavram olduğunu işaret eder. Ölüm bir nevi varlığın ve yokluğun ironik bir kozmik dansıdır. Var olanların -inadına-yok olanlar(mevta) için var olma istekleri. Ölüme duyulan hüznün, yaşama borçlanılan sevince sarmalanması sanki… Ölüye bakılarak ”biz de ölecek miyiz?” sorusunun zihinlerde yankılanması ve bu acı yankının, yaşamın yankısında birleşerek anlamsızlaşması nihayetinde artık duyulmaması, ta ki diğer ölüyü görmekle, aynı anlamsızlaşmanın tekrar başlaması arasında geçen süreye kadar…
IŞIKLAR İÇİNDEKİ MERHUM
Ölüm/ölü her ne kadar ”izm”cilikten ari(soyulmuş) bir vakıa/kişi olsa da ardındaki ”yaşayanlar” hiç de değil. Ananevi ve ”dini” olarak söylenile gelen ”Allah rahmet eylesin”duasına mukabil ; Türkan Saylan’ın ardından gönderilen ”ışıklar içinde yat” gibi-seküler(!)-dualar; ölüm mevzuunda dahi ideolojik kelime oyunlarının dipdiri olduğunu göstermektedir. Merhum(rahmet edilmiş) yerine de ”ışıklanmış” sözcüğü kullanıldığında durumun gereksizliği,bir ideoloji türerimi ve tüketimi olduğu çok aşikardır.
ÖLÜ(M) YÜCEL(T)İR Mİ?
Yaşamında pek de değerli görülmeyen birçok insanın, adı ”müteveffa” olarak isimlendirildikten sonra mitleşip,efsanevi bir hususiyet kazanması çok ilgi çekicidir. Ölüm post-modern insan telakkisinde her ne kadar meçhuliyet arz etse de,duygular daha farklı hareket etmekte, canlı iken kadr-u kıymeti bilin(e)meyen insanlar , öldükten sonra ölü-severler tarafından ”aslında iyi adamdı” itiraflarına ya da musalla taşında koro halinde ”iyi bilirdik” şahadetlerine muhatap olmaktadır. Buradaki ölü-severden kasıt elbette Eric Fromm’un metal eşyalardan haz alma yahut ”cinsel ölü-severlik” değildir.Ancak ayrılığın ve bir daha görmeyecek olmanın verdiği bir affetme duygusu ölüyü -insanların gözünde- bir ”abrakadabra” ile üst-insana (übermensch)ulaştırmaktadır.
Münevver Karabulut cinayetinde katil zanlısı Cem Garipoğlu’nun hala bulunamaması ve Adli Tıp kurumunda yapılan hataların çokça dillendirilmesi ,Michael Jackson’ın cenaze merasiminin keyfiyeti,mal varlığı,defin yeri,ölüm biçimi hakkındaki haberlerin kulaklarımızı çokça meşgul etmesi ;aslında ölüye değil de ölüme,olana değil de oluş biçimine,olanın nedeni ve nasılına atfedilen bir değer yitimini göstermektedir.
”Beni öldürmeyen şey,beni güçlü kılar *”diyordu Nietzsche de .Kendisini öldürmeyen şeyin değil de , öldüren şeyin kendini güçlü kıldığını asla öğrenemedi çünkü o da ”ba’s-ü bad-el mevt*” olanlardandı.Peki ya siz?
*Nietzsche Ağladığında(When Nietzsche Wept)/Irvın Yalom
*Ölümden sonra diriliş manasına gelmekte,çağına hitap edemeyen ve değeri sonradan anlaşılan yazarları simgelemektedir.(/Bu Ülke/Cemil Meriç)
ölüm ölene bayram,bayrama sevinmek var
oh ne güzel bayramda tahta ata binmek var
N.F.K