Analiz, Gökhan ÖZCAN, Psikoloji-Sosyoloji, Toplum, Yazarlar

Benim Bağlamım Beni Bağlar…

terapi-unigundemGecenin yarısında insana dair soru işaretlerim var… Onun tabiatına,sanatına…

Sanat bazen de soru sormak olsa gerek.Verilecek birden çok cevaba mukabil hakkı verilmiş,sağlam bir soru sormak,o sorulardan düşünen adam heykelleri yapmak…yani sanat yapmak…

 

 

Ademoğlunu  okumaya çalışmak o nedenle zor bir sanattır. Çünkü bir değil birden çok soru sormayı gerektirir. Soruların hükümferma olduğu bir habitusta cevapları kapı dışarı etmek gerekir…

Elbette okumak bir eyleyiştir. Metin ile sen arasındaki bir cilveleşme… İnsanı da bu usulle okumak mümkün değil midir? Karşına bir insan metni alıp onu yorumlamak,tabir-i caizse hermeneutik bir deneyime kolları sıvamak o kadar da muhal midir?

Son dönemde aşırı kullanımından dolayı,artık elde yapışkanlık hissi veren ‘’çocukluğuna inmek’’ tabirini her ne kadar popülistlik alameti olarak görsem de halk değişlerinin hep bir anlamı olduğu düşüncesindeyim. Popülizm düşmanlığımı bir kenara bırakıp,mevzuya  objektif yaklaşmaya çalışıp,bu kelimenin köklerine bir arkeoloji uygulama arzusundayım.

 Çoğunlukla  Psikoloji bilimine dair pek (b)ilgisi olmayan avamca söylenile gelen ‘’çocukluğuna inmek’’ söylemi,Freud’un psikanalizminden türe(til)miş ve ağızlara pelesenk edilmiş bir lafızdır.Basitliği, ağızdan ağza aktarılan sakız cıvıklığı kıvamına gelmesindendir.’’Psikoloji’’ ya da ‘’terapi’’ kelimelerini duyan çoğu kimsenin zihin eşiğinde yuvalanmış,kelimelere dökülmeye hazır halde duran ‘’çocukluğuna inmek’’,’’divan’’,’’deli doktoru’’ söylemleri mevcuttur.Kristalleştirilen bu tabirler, tarafımca üzerinde deruni bir teemmülü hak edecek kadar değerli ve dakik  anlamlar ihtiva etmekte…

Son zamanlarda ilgi duyduğum hermeneutik(yorum bilgisi) ışığının  ‘’çocukluğuna inmek’’ söylemini  okuyabilmemiz için lazım olan aydınlığı sağlayacağını  düşünmekteyim…

Okumak fiili her ne kadar burada mecazi anlam olarak istinbat edilse de,biz temel anlamını tercih ediyoruz.Bir metini okumak,başta harflerden meydana gelen kelimeleri ve kelimelerin teşekkülünden hasıl olan cümleleri okuyup,kavrama ve bir anlam devşirme işidir.Okuyanın zihninde beliren şey, kelimelerden ziyade metnin anlamıdır. O halde okumak bir anlam çıkarma, yorumlama işidir.Bence insanı okumak bundan çok da farklı bir çaba değildir. 

İnsanı anlamaya çalışmak bir metne dalmak gibidir. Bir metin eğer kullanıldığı dil ile kişiye hitap edemiyorsa ondan bir anlamın çıkması muhaldir. Aynı şekilde bir insanın yaşadığı,doğup büyüdüğü çevresi bilinmiyorsa, o insanı anlama çabası boş bir gayretten öteye gidemez.İnsanın bağlamı,aslında kendisi ile başkası arasındaki bir bağ(laç)tır,iletişime geçtiği tarihsel bir dildir…Birleştiren her çizgi gibi aynı zamanda ayıran manidar bir rabıttır…Çocukluğuna inilmek istenen her insan -biz de o lafzı kullanalım hadi- bu noktada aslında ‘’bağlamı’’ ifşa edilmek istenen metin gibidir.Üzeri setredilmiş anıların altını eşelemek,onların üzerinde arkeoloji yapmak; bizatihi bir metne dalmaktır…O eşref-ül mahlukat olan insan metnine…

Zaman perdesini yırtıp çocukluğuna inmek ve yırtılan perdeyi geri dikmek, bir sanat eseri meydana getirmek kadar zor olsa gerek…

Gece gece bu bağlam muhabbeti de nedir, diyen  hazreti metinlere(!):

Senin bağlamın sana, benim bağlamım bana…

Gökhan Özcan

Psikoloji Bölümü

İstanbul Ticaret Üniversitesi

Tags: , , ,

No comments yet.

Add your response