Analiz, Gökhan ÖZCAN, Karalamalar, Psikoloji-Sosyoloji, Sanat & Edebiyat, Toplum

Anlamın Talibi Olmak

hermeneutik-unigundem Yorumlamak neyi yormaktır? Anlama meydana gelirken, zihin ne ile meşguldür? Ön yargı/ön-anlam olamadan yorumdan söz edilebilir mi?

İslam dilbilimcileri ve mantıkçıları bilginin izine düştüklerinde iki tür bilginin var olduğunu tespit etmişlerdir.

 

İlki Tasavvurattır ki bu zihinde nesneleri düşünmek, hayallendirmek anlamına gelir.Diğeri ise halihazırdaki hayallendirilmiş o tasavvurlara olumlu/müspet-olumsuz/menfi anlamlar yüklemektir ki buna Tastikat ismi verilir.

    Okuyucu ya da yorumlayıcı adayı kimse  bir texti yorumlayıp anlama düzeyine yükselebilmesi için bu iki aşamayı tamamlaması gerekir.Şöyle ki;

‘’Burada,tasavvurat-tasdikat ayrımının bize öğreteceği husus şudur:Nasıl ki düşünme eylemi,önce nesnelerin zihinde karşılıklarını bulması,tasavvur edilmesi;sonra bu tasavvurların(değişik ölçeklerde) biribirine bağlanması şeklinde gerçekleşiyorsa,anlama faaliyeti de önce metne ilişkin önkabullerden başlar,sonra bu önkabullerin yorum adı altında tutarlı birliklere dönüştürülmesiyle neticelenir.Anlam da bu sürecin sonucunda ortaya çıkar.’’(Cündioğlu,2005:30)

    Pasajdan da anlaşıldığı üzere, bir metnin anlaşılması süreci,okuyucu daha metinle irtibata geçmeden önce başlamaktadır.Okuyucu metni öncelikle kendi ön-yargılarıyla ele alır.Okuyucu için kaçınılmaz bir derin katman/arka bahçe mesabesinde olan ön yargılar,metnin okunması sonucunda -anlama eyleminden önce gerçekleşecek-tutarlı birlikler halinde yorumu oluştururlar.Bu anlam ‘’önyargı-yorum-anlam’’ silsilesine bir de Gadamer’in perspektifinden temaşa edelim:

‘’Fakat anlama tam gizil gücüne yalnızca,kullandığı ön-anlamlar/zaten mevcut anlamlar keyfi olmadıklarında ulaşır.Bu yüzden,yorumcunun,yalnızca anında emrine amade ön-anlama dayanmak suretiyle metne dolaysızca yaklaşamayacağı,aksine,açıkça içince ön-anlamların meşrutiyetini,yani kaynağını ve geçerliliğini gözden geçireceği tabii ki doğrudur.’’ (Gadamer,1975:237)

    Bu girift ve manidar anlam yumağını Edward Said’in kelimeleriyle çözmek gerekirse; 

‘’Bir metni anlamaya çalışan kişi, onun kendisine bir şey söylemesine hazırdır.Bu nedenledir ki yorumlamak üzere eğitilmiş bir kafa,metnin getirdiği yeniliklere baştan beri duyarlıdır.Fakat bu tür duyarlılık, ne ‘’tarafsızlık’’ ne de ‘’kişinin

kendi benliğinden kurtulması’’ anlamındadır;kişi farkında olmadan biriktirdiği ön-anlamları(yani,geçmişteki deneyimlerinin sonucu olarak zihinde yer eden anlam ve yorumları)ve önyargıları taşır.’’(Said,1984:188)

    Hulasa olarak zikretmek gerekirse; önyargıların varlığı(tasavvurat), yorumların ve bu yorumlar sonucunda bizatihi anlamın varlığına bir etken,sebep,altyapı derecesindedir.Anlama giden yol ön-anlam ve ön-öz-yargılardan mutlaka geçer.Çünkü yorumcunun ya da anlam talibinin kendisi,yorum yapacağı şeye yani ‘’objeye’’ nazaran bir ‘’subjedir.’’ Bu sebeple yorumlar, yorumcu tarafından mutlaka ‘’yanlı bir anlama’’ kalbolunacaktır.

    Kısa ve basit bir klasik mantık yürütülürse; önyargısız yorum olmaz. Yorumsuz anlam olmaz. O zaman önyargısız anlam olmaz!

Not: Sizlerle paylaşmak istediğim bu yazı; ‘’Freudyen Hermeneutik’’isimli akademik nitelikli bir çalışmamdan muktebestir. İlgililerine faydalı olması dileğiyle…

Gökhan Özcan

Psikoloji Bölümü

İstanbul Ticaret Üniversitesi

Tags: , , , , , , ,

No comments yet.

Add your response