Analiz, Gökhan ÖZCAN, Karalamalar, Psikoloji-Sosyoloji, Sanat & Edebiyat, Toplum

Derrida Üzerine Birkaç Not

Zihnimde bulutlaşan her kavram kümeciğine anlam verme çabamda yahut bir metne her talip oluşumda  Derrida’yı konuşmadan, beynimde zikretmem gerekir. Var olan çelikleşmiş yapıyı kırmak, dünyayı bir kere de kuş-bakışı temaşa etmek biraz da ‘’Derrida çekiciyle’’ mümkün…

Dilden, anlamdan ve hakikatten bahsedeceğiz. Derrida’dan yani. Derrida son zamanların en spekülatif düşünürlerinden. Bazıları yapısalcı bazıları ise post-yapısalcı olarak kabul etse de post-yapısalcılığı ağır basmaktadır.

Derrida Batı felsefe tarihini logocentrique(söz-merkezcil) bir söylem olarak görürür. Bu  yargı esasen Antik Yunan’a kadar dayanmakta. Misalen, Sokrates hakikatin yüzyüze münasabetten çıktığını düşünür. Ve dahî Fransız dilbilimcisi Saussure , yazıyı ‘’dar türevsel bir fonksiyon’’ olarak görürür. Derrida, sözün(logos) bu tartışılmaz iktidarını, anlamın inşasındaki insan bilincinin ve niyetinin öncelenmesine bağlar.

Söz-merkezcilik(logocentrisme), Derrida’ya göre kendini dışsal bir referansa sırtını dayayan tüm söylemlerin keyfiyetini oluşturur. Dilin dışsal bir ideaya, mefule yani dışdünyaya olan bu intisâbı Platon’dan beri tüm felsefelerin temel hatasıdır, Derrida’ya göre.

İşte Derrida,  Deconstruction(yapıbozum)  ile işbu söz-merkezciliği sökmeye çalışır. Peki söz-merkezcilik nasıl sökülecektir? Derrida söz-merkezciliği sökerken, tabir-i diğer ile metinlerdeki ikili karşıtlıkları (Dış dünya/Dil ikiliği gibi) deconstruite ederken iki kavramdan hareket eder. İlki Différence ‘tır. Bu kavram, dilde bir öğenin anlamının, diğer öğelerden ayrı oluşuna bağlı olduğunu ima eder. Bununla kalmaz, bir de anlamın metinde orada(présence) durmadığını, duramayacağını temellendirir.

Diğer kavram olan Gramatoloji ise yazının -Platon ve avânesinin aksine- söz-merkezcilik üzerindeki ulviyetini ifade eder.

İşte Deconstruction yani yapıbozum, temelde bu iki kavram vasıtasıyla daha önce de zikrettiğimiz gibi bu söz-merkezcil temellendirmeyi sarsmak ve sökmektir. Yapıbozum ile Derrida, dilin oynaklığı ve kayganlığından ötürü aslında hakikatin dil ile elde edilmesinin mümkün olmadığını söyler bizlere.

Yapıbozum yazarı öldürür. Okuyucunun kendi anlamını hükümran eyler. Sabit, oynatılmaz, anlam yerine ;  zaman-zemine ve muhataplara(öznelere) göre durmadan kayan anlamlar üretir. Chakravorty Spivak, Deconstruction der ‘’ metni yeniden temellük eder (reappropriates tke text)’’.  Metnin muradını elinin tersiyle iterek metnin muhataplarca yeniden inşası yani.

Yapıbozum her ne kadar keyifli bir yorum ve anlam verme çabası olarak olumlansa da; anlam veren öznenin, sözün sahibini bir kenara itmesini gerektirdiğinden etkili bir tenkit süzgecinden de geçirilmelidir. Çünkü metnin muhatabı yapı-bozum ile metnin yazarını hiç(e) sayıp, asıl murad edilen manayı kaale almaz. Almadıkça da anlam bu kertede buharlaşır. Neticede  ‘’anlatılmak istenen anlam’’ hasıraltı edilerek  yerine ‘’anlaşılmak istenen anlamlar’’ ikame edilir. Ve sözün sahibi histerik muhataplar tarafından  Madison’un dediği gibi ölüme terk edilir: I do not have access to the author’s intentions, only to the text! (Ünlem bana ait, G.Ö)

Peki, Derrida hakikat taliplerini kendi metinlerinden yine kendi eliyle uzak tutmuştur diyerekten hakikati aramaktan, derine, daha derine kazmaktan, zihinden sökün edecek anlam kıvılcımları uğruna canhıraş sökmekten vazgeçebilir miyiz?

Tabi ki hayır!

Hakikati talep etmek yaka-paça sökmektir!

Gökhan Özcan

Psikoloji Bölümü

İstanbul Ticaret Üniversitesi

Tags: , , , , , , ,

No comments yet.

Add your response