Filozof ve Deli

Tramvay raylarının üzerinde yere vurmaktan eğrittiği beyaz sopası ile itelediği bir küçük top ve insanların arkasını dönerek müstehzi kıkırdayışlarına muhatap olan bir deli… Kitlesel imha silahları ile beni, tek bir bedeni yok etmek için ilerleyen ‘’geçmişlerinden bîhaber İstiklal Caddesi insanları’’… Ben ve kendime en yakın hissettiğim o meczup…  Ne de ironik bir armoni değil mi?
Deliler ve filozoflar umumiyetle birbirlerine yakın kişilikte gibi algılanırlar. Gerçekten de öyledir. Filozof ile deli aslında kardeştir. Bizden olmayanlar, sadece ama sadece sizler, yani orta insanlardır!
Kudema (eski âlimler) ifrat ve tefrit diye isimlendirilen iki terimden bahsederdi. İfrat ve tefrit normal olan bir şeyin aşırılığı, aşkınlığıdır. Normal olana göre anormal olan demektir bu. Mesela obezite bir ifrattır. Anorexia nervosa (manken hastalığı) bir tefrit. Doyacak kadar yemek ise itidaldir yani denge, orta…
Filozoflar, aklı müessir kılmaya çalıştıkça onun esiri olurlar. Her oluş ve bozuluşu (kevn ve fesad) aklı miyar kılarak tartmaya çalışırlar, çalıştıkça da o itidal sarkacının âyârını kaçırırlar. Tek sermayeleri akıl melekeleridir. Tarih boyunca hep insanlar nezdinde ‘’işe yaramaz, pespaye, boş adam’’ olarak görülmeleri; insanlardan, halktan, itidalden kaçtıkları, kendi ile meşgul olmaya iltifat ettikleri içindir belki de… Halka rağmen, evsâta rağmen…
Peki deliler? Onlar da akıllarının bertaraf olmasını fırsat bilip tutkularının esiri olarak yaşarlar. Bir yeni-doğan gibi… Küçük topun raylar üzerindeki akışını izlerken sopasını delice, delicesine savurmak ister ve savurur… Nâdâna inat… Halka… Taşraya… Deli kimse filozof ile aynı minval üzre yol alır. Yolları aynıdır çünkü. Filozof halka rağmen kendi ile… Deli ise halk içinde kendi ile…
Gelelim size… Evsat olanlara… Nam-ı diğer mutedillere. Halk içinde halk olanlara… Aklından şüphe dahi etmeyenlere… Edemeyenlere… Mutediller ifrat-tefrit çizgisine basmamak için paçaları sıvarlar. Ancak mutedillerin, gelin şuna modern insan diyelim, mes’elesi zaten bir ifrat-tefrit mes’elesi değildir. Bir şeyin aşırılığı için hâlihazırda normal olandan, ortodoksiden bahsedilmesi gerekir. Ne yazıkki modern dünya ‘’aşırılık’’kavramını dahi buharlaştırdı. Artık yeni, yepyeni, hiç aşina olmadığımız bir şeyle karşı karşıyayız: Sapkınlık (perversion) ile!
İfrat çok yemek, tefrit çok az yemek ise peki sapkınlık nedir? Sapkınlık, avuç avuç dışkı yemektir!
Hergün binlerce insanın yüzüne bakmak zorunda kalıyoruz. Bir insan sürüsünün içinde sürünmemek, dimdik ayakta kalabilmek için varımızı yoğumuzu sarfediyoruz. Yiyoruz, içiyoruz, yürüyoruz, çıkarıyoruz… Peki konuşabiliyor muyuz? Hakiki manada bir dost ile oturup sukunetle iki kelam edebiliyor muyuz? Halk içinde hakkı (gerçeği) tutup çıkarabiliyor muyuz? Vicdan sopasını gönlümüzde vura vura eğritebiliyor muyuz?
Varsın halk filozofu taşlasın, deliye gülsün. Erasmus’un şu sözlerini tartabilen mutediller (modernler) bir adım beri gelsin:
‘’Herkes sana ıslık çalıyor; sen kendini alkışladıktan sonra, sana ne?’’
Gökhan Özcan
Psikoloji Bölümü
İstanbul Ticaret Üniversitesi
Kendini filozof diye tanımlamış biri olarak çok bayağı kaçmış bir yazı.Sürekli bir bilinmezlik ve beni zor anlasınlar eğilimi var.Ayrıca aradaki kopukluklar tam adapte olurken sizi geri çekiyor.
Behey Yunus sana söyleme derler
Ya ben öleyim mi söylemeyince?
yazınız gerçekten güzel olmuÅŸ. fakat siz ve biz ayrımı pek doÄŸru deÄŸil açıkçası.eÄŸer sizi okuyan filozof ve deliler olabilir.aslında kendinizi de “evsat”a katsaydınız keÅŸke.filozofum demekle veya deliyim demekle filozof veya deli olunmaz.eÄŸer insanlar size deli veya filozof derse filozof olursunuz. hiç bir filozof da “ben filozofum” demez. dedirtir. deliden:) saygılarla