Caddenin NeÅŸ’esi DeÄŸil, Kuytunun Kasveti

‘’Çok geçmeden de hafıza bize, saadetimize yardım edebileceğini sandığımız nesneyi hatırlatır ve aynı anda da bütün melekelerimizin faaliyeti bu nesneye belirlenip yönelmiş olur. İmdi melekelerin bu faaliyeti, adına ‘’istek’’ dediğimiz şeyden ibarettir.’’
Bu ifadeler bir Fransız emprisistine, Condillac’a ait. Condillac, ünlü İngiliz filozofu Lock’un sadık bir şakirdi. Condillac İngilizce bilmediğini itiraf eder ve Locke’un peşine tercemelerle düşer. Birçok kitabı ile söyleyecek önemli şeyleri olmuş bir hazret. Zamanında.
Eski bir sahaf dükkânının tozlu bir rafından kurtardığım ‘’Tratie des Sensations ( Duyumlar Üzerine İncelemeler)’’ isimli nüshası ise 1954’te Maarif Vekâleti (Milli Eğitim Bakanlığı) tarafından basılmış. Peki hayvana ve dahî hayvan-ı natık’a(insana) dair ne söyler Condillac?
Condillac’ın varı yoğu ‘’duyulardır’’. Duyulara daha veciz bir tabirle ‘’havas (hisler)’’ dersem sakın şaşırmayın. His kelimesi klasik fizikte duyu demektir, duygu değil. Condillac, zihinlerde bir heykel canlandırıp, duyuları sırasıyla heykele ihdas eder. Ve duyuların hususiyetlerini uzun uzun açıklar durur. Condillac’a göre duyular hakikate açılan tek penceredir. Öfke, kin, haset, elem, haz gibi duygular bile, duyuların bir işidir, ona göre…
İslam âlimleri ise ilmin, hakikati bilebilmenin yollarını Condillac’tan çok önce daha bağlayıcı bir ifade ile tespit etmişlerdir: Havas-ı selime, haber-i sadık( doğru haber) ve akıl. Batı felsefe geleneği bükülen belini Descartes’in sistematik şüpheciliği ile doğrultmaya çalışırken, Huccetul İslam İmam-ı Gazali gibi kadim âlimlerin bu yolları nice kerre arşınladığını bir kez daha görüyoruz demek, malumu ilam kabilinden olacaktır. Her ne kadar aklın inkişafının membaı ‘’hep güneşin battığı ülke’’ olarak gösterildiyse de Işık, en parlak huzmeleriyle yine Doğudan geliyordu. Bunu Condillac biliyor muydu bilemiyoruz…
Batı toplumunun, özelde gençliğinin hal-i pür melali belki de tefekkür tarihlerindeki bu ‘’duyuların hâkimiyetinden’’ geliyordur. Condillac gibi Lock gibi ustaların tevarüs ettiği geleneği, Batı toplumu belki de akvali( sözleri) ile değil de ahvali (halleri) ile miras edinmeye çalışıyordur şimdilerde…
Modern insan tipolojisi, Batı insanının bir taklidi, bir röprodüksiyonudur. Duyular her nasıl ‘’tatmin için, doyurulmak için’’ var ise, modern insan da tatmin olmak için zevk için var olmaktadır. Evet, zevk için. Zevk kelimesinin köküne yapılan bir arkeolojide, aslında Arapça bir kelime olan ‘’zeeka’’ kelimesinden türediği görülebilir. ‘’Zeeka’’ tatmak demektir. Ne tesadüf değil mi, yine bir duyu ile karşılaşıverdik!
Şimdi düşünelim. Podyumlardaki fit vücutlu, şık giyimli, oldukça kibirli mankenleri, hayatını fikre, tefekküre vermiş, düşünceden gayrını düşün(e)meyen ilim adamlarından farklı kılan nedir?
El-cevap: Elbette duyunun ve aklın arasındaki telden örülmüş çitlerdir! Çünkü duyumsayan, Condillac gibi söylersek, bütün melekelerini bir nesneye duyularıyla kesbeden biri tam manasıyla akledemez. O sebepledir ki, bir manken bedeni ile yaptığı bir işi aklı ile yapamaz… Bir mütefekkir ise bazen duyumsayamaz bile…
Modern insan hep caddelerde… Duyunun, zahirin pazarlarında, modernliÄŸin soÄŸuk zeminini hissetmek için ayakkabıları elinde yalın ayak… Biraz karanlığa, caddelerin parlaklığından kamaÅŸan gözleri rahata kavuÅŸturacak bir kuytuya ihtiyacı var…
Caddenin neş’esine değil, kuytunun kasvetine…
Gökhan Özcan
Psikoloji Bölümü
İstanbul Ticaret Üniversitesi
Tek kelime: Harikulade !!!