Suyun Ses Hali
Onu ilk gördüğümde gözleri parlıyordu. Tıpkı su damlası gibi…
Neler saklıyordu bilmiyorum ama söyleyecek o kadar çok ÅŸeyi vardı ki. Dinlemek istedim. O konuÅŸsa da ben dinlesem… Hiç bitmese anlatacakları. Yalnızlığıma ses düşürmüştü. Sanki benden olan bir ses. Uzaklara ait olduÄŸunu hissediyordum ama yine de… Sanki kalbimde. İşte tam ÅŸuramda hissediyordum titreÅŸimini.
İnsan bir gün gideceğini bile bile, nasıl bağlanabilirdi ki? Kulağa hiç hoş gelmese de, artık merkezindeydim bu sözün. Merkezinde olduğumu farkettiğim de ise; artık herşey için çok geçti.
* * *
Genç adam ahÅŸap masasında duran, irice bir salkımının içinden seçtiÄŸi üzüm tanesini eline aldı… Parmaklarının arasında yavaÅŸca ezdiÄŸi üzüm tanesini seyrederken, içine düştüğü bu saplantılı sevdasını da düşünecek mecali buluyordu kendisinde. Günlerdir açlıktan dili damağı birbirine yapışmış, fakat aÄŸzına doÄŸru dürüst bir-iki lokma koymamıştı. Evdekilerde durumun farkındaydılar.. Ah evdekiler.. Gitselerdi ya başından!! Ne annesinin gözünün altında biriken o üzüntü torbalarını görmek, ne babasının alnındaki derin kırışıklıkların müsebbibi olduÄŸunu bilmek istiyordu…
Bilmek istediÄŸi sadece, su damlacıklarının nasıl bu kadar harika oluÅŸuydu? Nasıl dedi, nasıl da içten bakıyordular? Oysa ben, ona bir adım dahi yaklaÅŸamıyorken, o yüreÄŸime sokuldu ve gitti. Sonunun böyle olacağını sezemedim mi? Hayır budala!! Elbette sezdin…. Ama elinden birÅŸey gelmedi. Sus ÅŸimdi ve dövün bakalım…
* * *
Velev ki; ‘gel’ desem bile, gelir miydi benimle…?
* * *
Yorgun ve çelimsizleÅŸen kollarını ahÅŸap masaya uzattı. AkÅŸamdan kalma, yarısı içilmiÅŸ su bulunan cam bardağı, iÅŸaret parmağıyla tek hamlede devirdi. Parkeye sızan su damlacıklarını izlerken, yüreÄŸinde, ağır gürültüleriyle taÅŸlar yuvarlanmaya ve geçtiÄŸi noktaları süratlice acıtmaya baÅŸladığını hissetti. Yine o hezeyan gelmiÅŸti iÅŸte. Nöbet geçiriyordu… Titremeler ve üşütmeler arasında çığlık atamamak. Kasılmak… Morarıncaya deÄŸin.
Uzandığı parkenin üzerinde, vav harfine benzer bir pozisyonda sabahlayacağı aÅŸikardı. Fısır fısır okunan duaların pıtırtısı kulaklarında, atın toynakları gibi ses çıkarıyordu. Kurtulmalı bundan, diye bağırmak istedi. Sonrasında bağırırmanın iÅŸi riske atacağını düşündü. Neden risk olduÄŸunu bilmiyordu ama içinde öyle geçiyordu. Evdekilere sezdirmeden kurtulmalıyım o seslerden dedi. Çok fena ÅŸeyler olabilir. Bütün suç kendisinindi zaten…
Kasılma nöbetinde ÅŸakakları uyuÅŸuyor, kafa derisi ÅŸekil deÄŸiÅŸtiriyordu adeta. Bir el uzandı… Müşfik ses tonuyla okÅŸadı tüm saç derisini. Ritmik hareketlerle kafasını ovuÅŸturdu sonra. Ne kadar süre geçti ardından ayırt edemedi,ama yavaÅŸ yavaÅŸ düzelmeye meyletti tüm kasları. Kulaklarındaki uÄŸultu, yerini daha anlaşılır fısıltılara bırakıyordu.
TelaÅŸ eden bir kadın sesi, ılık bir gözyaşı, alnına damlayan. Sesindeki hakimiyeti yitirmemeye çalışan, tok bir adam sesi. Ve endiÅŸe dolu bir ses daha…
Kanepeye uzattılar. Midesi sırtına yapıştığını belirten bir sinyal veriyordu. Kocaman kırmızı bir ışık yanıyordu, gövdesinin tam orta yerinde. Kalbinden geçen trenlerin ışıkları olmalı bu, diye düşündü. Kendisine uzatılan tüm elleri reddediyordu günlerdir. Ne yemek, ne de ilaç… Zoraki ve bıktırıcı ritüellerdi sadece. Mutlaka bir plan yatıyordu ardında, tüm bunlar boÅŸuna deÄŸildi. “Hastalandın sen, iyi deÄŸilsin” demeleri çok abesti. Doktorlar da iÅŸbirlikçi olmalıydı.
* * *
Gidenin ardından söylenecek kelime biriktirmek ne saçma… GitmiÅŸti giden!!
* * *
Evin içinde uçuk yeÅŸil eÅŸofmanıyla dolanırken… EndiÅŸe ve sevgi dolu bir ses baktı gözlerinin içine. Tüm dilek kipini harekete geçiricesine yalvardı kendisine…
Ne olur, dedi.
Lütfen, dedi.
Yalvarırım, dedi.
Bana inan, dedi.
Korkulacak bir ÅŸey yok, dedi.
Seni böyle görmeye dayanamıyorum, dedi.
Lütfen, bir kerecik olsun, dedi.
Bir lokma olsun, dedi…
Bir lokma yesen ne olur? dedi.
AbiciÄŸim, dedi.
Uzattığı ekmeğe bir parça peynir koymuş, tereddütlü ve yalvaran gözlerle yemesi için, abisine dil döken, henüz tomurcuklanmış bir kız idi, endişeli ses tonunun sahibi.
Hezeyanların sahibinden çıt çıkmıyordu. Suskunluklar dilini damağını mühürlemiş, sadece donuk bakışlarla olayları tartan bir ifade ile geziyordu günlerdir.
Gözlerinde bir su damlası birikti kızkardeÅŸinin. uzattığı ekmeÄŸe düştü ılıkça. Artık nafile, diye içinden geçirdiÄŸi bir sırada, beklemediÄŸi bir tepkiyle karşılaÅŸtı. Hiç konuÅŸmadı genç adam, ama sararmış ve titreyen ellerini uzatarak kardeÅŸinin eline, birden aldı katıklı ekmeÄŸi. Kuruyan dudaklarını zorlukla açarak bir ısırık aldı ekmekten ve çöken avurdunda beliren ÅŸiÅŸkinlikten öyle anlaşılıyordu ki, zor çiÄŸnemekteydi lokmasını. O an kızkardeÅŸinin sevinci, çoktan daÄŸları tepeleri aÅŸmıştı…
Günlerdir yemek yemeyen bir genç adam.
KızkardeÅŸin uzattığı, kırık bir ekmek…
Ve bir lokma.
Tüm yaşananları silip götürmese de, o anın içinde ikisi için, hayatlarının en belirgin karesinden bir tanesi olmayı hakediyordu.
* * *
Ve gidiÅŸin…
‘Mecnun olmak’ nasıl bir ÅŸey?
EÄŸer gövdemdeki ÅŸu sızı ise, mecnunluk derdi… Ben bu yareden kurtulmak istemem… İsteye bilemem ki…
* * *
AÅŸk aşığın batınında gizlediÄŸi ÅŸeydir. Ahfasında, bir bulduÄŸu ve bir yitirdiÄŸi saklı düşleridir… O düşler ki, ne zaman yitirilir, ne zaman sahip olunur? ayırt edilemez.
* * *
Susmak hiç bu kadar güzel olmamıştı.
Nokta.
Bedia Belkıs Balcılar

Enfes bir yazı.. Teşekkürler Bedia Hanım..
Saygılarla..
Ben teşekkür ederim Gökhan Bey, sağ olunuz..
Selam & Saygılar.
This is the most interesting paper I read all day
su vjdbnfjdjnvnfhb dfyuhhf fur curn fur jfnfuıjfhlgjghlklşjlkjlgmglkhlhlhlglgflögflohkgkhjkkfkgıkgkgkjkhjjkgm jboklşgşikkgjjhkklhk mkllk kglk ktytn gfhgkhlşlfgfşghkhutuktjfkklgklhkgjghfhjgkhkhlhkjkglkhlkhkjjhjkljgkkglkh